<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sade Hayat Derneği &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.sadehayat.org/bolum/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sadehayat.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Jun 2010 23:56:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Dr. Aidin Salih&#8217;in Sohbetlerinden 01</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2010/indir/dr-aidin-salihin-sohbetlerinden-01/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2010/indir/dr-aidin-salihin-sohbetlerinden-01/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2010 20:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğal Tedaviler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[İndir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=378</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Aidin Salih&#8217;in 2006 yılında yaptığı bir sohbette tutulan notları sizlerle paylaşıyoruz. Kardeşlerim, ben Özbekiztan’dan geldim. Orada bir Albay vardı, ihtilal yaptı, idama mahkum edildi. Ertesi gün idam edilecek, o eşine boğazının ağrıdığını söylüyor. Eşi de ona, ertesi gün idam edilecek adama karbonatla gargara yap diyor. Sizler bana o hastalık nasıl geçer bu nasıl geçer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Aidin Salih&#8217;in 2006 yılında yaptığı bir sohbette tutulan notları  sizlerle paylaşıyoruz.</p>
<p>Kardeşlerim, ben Özbekiztan’dan geldim. Orada bir Albay vardı,  ihtilal yaptı, idama mahkum edildi. Ertesi gün idam edilecek, o eşine  boğazının ağrıdığını söylüyor. Eşi de ona, ertesi gün idam edilecek  adama karbonatla gargara yap diyor.</p>
<p>Sizler bana o hastalık nasıl geçer bu nasıl geçer diye soruyorsunuz.  Ben sizlere başka bir şey anlatmak istiyorum.<span id="more-378"></span>Yediklerinizi  içtiklerinizi değiştirmezseniz, ilaçları kullanmayı bırakmazsanız yakın  zamanda sizde kendi kendinizi idama mahkum edeceksiniz.</p>
<p>Nano, gen teknoloji ve şeytani yöntemler ile yeni ilaçlar  yapılıyor&#8230;</p>
<p>Devamı için dosyayı indiriniz.</p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="75%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/pdf.gif" alt="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/pdf.gif">
    </td>
    <td>
      <b>Indir: </b><a href="http://www.sadehayat.org/?file_id=9">Dr. Aidin Salih'in Sohbetlerinden 01</a> <small>(74.39KB)</small><br />
      <i>Bu dosya <b>25/04/2010</b> tarihinde eklendi ve <b>1215</b> defa indirildi. </i><br />
	  Dr Aidin Salih'in 2006 yilinda yaptigi bir sohbette tutulan notlari sizlerle paylasiyoruz. <br />
	  
      
    </td>
  </tr>
</table></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2010/indir/dr-aidin-salihin-sohbetlerinden-01/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AŞILAR HAKKINDAKİ GERÇEKLER</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 19:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER (Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında) Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.   Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER</strong></p>
<p><em><strong>(Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)</strong></em></p>
<p>Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.<br />
 <br />
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. <strong>Böylece Faz-1 deneyi Türkiye&#8217;de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır.</strong> Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması<strong> bugüne kadar Türkiye&#8217;nin göreceği en büyük tehlike olabilir.<span id="more-371"></span></strong></p>
<p>Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir.<strong> Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır.</strong> AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.</p>
<p><strong>Aşıların Bilinen İçeriği</strong></p>
<p>1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B<br />
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.<br />
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton<br />
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.<br />
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)<br />
6-Maymun böbrek hücreleri<br />
7-Yıkanmış Koyun kanı<br />
8- Monosodyum Glukomat<br />
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)<br />
10- İnsan spermi<br />
11- Etilen gliserol (antifriz)<br />
12- Antibiyotikler<br />
13- Skualen</p>
<p>Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>İmmünolojist Hugh Fudenburg&#8217;un ifade ettiğine göre <strong>son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor</strong>. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)</p>
<p>Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.</p>
<p>Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.</p>
<p>Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.</p>
<p>Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi  immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.</p>
<p>Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı Denen Şey Korur mu?</strong></p>
<p>Dr. G. Buckwald&#8217;a göre: <strong>Herhangi bir aşının (Domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz</strong>. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.</p>
<p><strong>Peki Bu Israrın Sebebi Ne?</strong></p>
<p>Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. <strong>Aşılardaki  Rekombinant DNA insan DNA’sına &#8216;sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.</strong></p>
<p>Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. <strong>Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir</strong>.</p>
<p><strong>Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!</strong></p>
<p>Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak,  tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve <strong>gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir</strong>. Kur-an&#8217;ı Kerim&#8217;de <strong>Maide Suresi 60. ayette</strong> bu durum şu şekilde bildirilmiştir:</p>
<p><em><strong>De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”</strong></em></p>
<p><strong><em></em></strong><br />
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.<br />
Ancak kök hücrenin hedef  hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.</p>
<p><strong>Genetik Yapıyı Değiştirmek&#8230; Ne Demek!?</strong></p>
<p>Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide  <strong>“Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir”</strong> temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.</p>
<p>Halbuki Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil  genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı <strong>Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde</strong> şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p><em><strong>“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”</strong></em></p>
<p><strong>Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı</strong></p>
<p>İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile &#8216;koruyucu hekimlik&#8217; adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.</p>
<p>İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları &#8216;zaruret&#8217; halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.</p>
<p><strong>Korunmak İçin Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”</p>
<p>Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.</p>
<p><strong>Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?</strong></p>
<p>Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.</p>
<p>Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.</p>
<p>Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre <strong>“Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların  sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.”</strong> Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.</p>
<p>Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: <strong>“Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”</strong></p>
<p><strong>Dünya Aşılara Karşı Mesafeli</strong></p>
<p>2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.</p>
<p>ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul&#8217;un ifade ettiği üzere “1997&#8242;de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”<br />
 <br />
İngiltere’deki doktorlar  şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan  aşının analogudur (eşi).</p>
<p><strong>Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor</strong></p>
<p>1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:<br />
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.<br />
500  kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.<br />
Guillain-Barre sendromuna yakalanma  riski  8 kat arttı.<br />
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.<br />
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.</p>
<p>Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:<br />
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e<br />
Tetanos: Beyin iltihabı’na<br />
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)<br />
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na<br />
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a<br />
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne<br />
Grip Aşısı:  Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır</p>
<p><strong>Düşünün ve Karar Verin</strong></p>
<p>Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda<strong> SADECE SİZ</strong> karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından <strong>TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.</strong></p>
<p>Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.<br />
 <br />
<strong>Sade Hayat Derneği</strong><br />
<a href="http://www.sadehayat.org">www.sadehayat.org</a></p>
<p><em>Not: Bu metin Dr. Aidin SALİH hanımın katkılarıyla hazırlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutulmuş Şifa Hazinesi: Hacamat (1)</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/saglik/unutulmus-sifa-hazinesi-hacamat-1/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/saglik/unutulmus-sifa-hazinesi-hacamat-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Feb 2009 01:20:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hacamat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[Modern bilim hızla ilerliyor. Birçok yeni tedavi denemeleri yapılıyor ancak sürekli olarak yeni ve daha kuvvetli hastalıklarla karşılaşıyoruz. Dünyanın birçok yerinde bütün bunlara karşılık eskiye, denenmiş, tecrübe edilmiş ve insanların yüzyıllardır yapageldikleri doğal tedavi yöntemlerine bir yöneliş var. Bunlardan bir de hacamat. Teknoloji çağında yaşıyoruz. Çağdaş insan artık kendi eliyle değil teknolojinin eliyle yiyor, içiyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Modern bilim hızla ilerliyor. Birçok yeni tedavi denemeleri yapılıyor ancak sürekli olarak yeni ve daha kuvvetli hastalıklarla karşılaşıyoruz. Dünyanın birçok yerinde bütün bunlara karşılık eskiye, denenmiş, tecrübe edilmiş ve insanların yüzyıllardır yapageldikleri doğal tedavi yöntemlerine bir yöneliş var. Bunlardan bir de hacamat.<span id="more-212"></span></p>
<p>Teknoloji çağında yaşıyoruz. Çağdaş insan artık kendi eliyle değil teknolojinin eliyle yiyor, içiyor ve tedavi oluyor.  Prestijli tıp dergilerinde yeni tedaviler hakkındaki makaleleri okuyan insanların sayısı oldukça az fakat bütün bunları kullananların sayısı oldukça fazla. Çoğu zaman henüz bir sonuca ulaşmamış yan etkileri yüksek ilaçlar ve tedaviler kullanılıyor. Gitgide hasta olan insanlık bu yeni ve yorucu koşuşturmadan sıkılmışa benziyor.</p>
<p>Özellikle batı ülkelerinde yaşayan insanlar daha doğal ve anlaması daha kolay tedavilere ilgi gösteriyor. Bu yöneliş de gelişmekte olan ülkelerin gündemlerini etkiliyor. Ayurveda, Çin Tıbbı ve hatta şifa için Yoga ve Reiki artık bizim ülkemizde de insanların sık sık duydukları uygulamalar.</p>
<p><strong>Doğu Tıbbı &#8211; Batı Tıbbı</strong></p>
<p>Doğuda birçok tıp geleneği mevcut. Bunların çoğu çok eski bilgilere dayanıyor. Hint tanrısı Brahma&#8217;nın sözlerine dayanan Ayurveda, Taoist felsefeden gelen Geleneksel Çin Tıbbı bunlardan önde gelenleri. Peki ya bizim olanlar: Anadolu Halk Hekimliği, İslam Tıbbı, Tıbb-ı Nebevi. Acaba bizim tıp geleneklerimiz dünyada popüler olan tıp gelenekleri kadar değerli değil mi?</p>
<p>Gittikçe popüler olan ve değişik inançlardan doğan doğu tıbbının karşısında İslam tıbbı ve Tıbb-ı Nebevi muazzam yararlara sahip bir tedavi şekline sahip: Hacamat.</p>
<p><strong>Hacamat nedir?</strong></p>
<p>Kupa terapisi veya kan almak olarak da bilinir. Hastalıktan kurtulma veya sağlığı koruma amacıyla belirli bölgelerden kan alma işlemine hacamat denir. Arapça &#8216;emmek&#8217; anlamına gelen &#8216;el hacm&#8217; kökünden gelir.</p>
<p>Birçok geleneksel doğu tıbbında bulunan kupa terapileriyle benzerlikler içerse de ayrıntılarda farklılıklar vardır. Özel zamanlarda yapılması ve vücudun sağlığı arttıran, temizleyici ve bağışıklık sistemini kuvvetlendiren özel yerlerine uygulanması gibi sebeplerden ayrı bir tedavi yöntemi olarak kabul edilir.</p>
<p><strong>Hacamatın Kısa Tarihi</strong></p>
<p>Hacamat tedavisi binlerce yıldır Çin&#8217;de kullanılan kupa terapisi yöntemiyle ortak prensiplere sahiptir. Önceleri bu işlemler için hayvan boynuzları kullanılırdı. Hacamat terapisti boynuzdan havayı çekerek bir vakum oluştururdu. Bu yöntem dışında bambu, seramik ve cam kupalar da kulanılmıştır.</p>
<p>Hacamat sistemli olarak ilk kez Eski Mısır&#8217;da kullanılmıştır. ‘Yabancı maddeyi vücuttan uzaklaştırmak’ için hacamat yoluyla kan alma tasvirlerine ait belgeler bulunmaktadır. Bilinen en eski tıp metni olan (M.Ö. 1550)  Eski Mısır&#8217;a ait Eber Papirüslerinde bile hacamata rastlamak mümkündür. Modern tıbbın babası Hipokrat (M.Ö. 460 -377) hacamatın uygulanmasından ayrıntılı olarak bahseder. Yunan tıbbının büyük hekimi Galen (M.S. 131 &#8211; 210) hacamat hakkında birçok yazıya sahiptir. Hacamat Moğol tıbbında 2500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Attika kralı yunanlı Kekrops hacamatı Mısırlılardan Roma&#8217;ya taşımıştır.</p>
<p><strong>Berberler ve Hacamat</strong></p>
<div id="attachment_217" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a href="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/02/berber01.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-217" style="border: 1px solid black; margin: 5px;" title="berber01" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/02/berber01-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Berber dükkanlarının simgesi olan kırmızı-beyaz şeritli sütunların hacamatla çok yakından bir ilişkisi var.</p></div>
<p>14. yüzyılda Fransa&#8217;da hacamatı berberler yapardı. Hatta bu berberler çağdaş cerrahinin başladığı yerlerdir. Batıda berber dükkanları önünde görmeye alıştığımız kırmızı ve beyaz (bazen mavi) şeritli sütunları herkes bilir. Berberler kişiden kan aldıktan sonra temizlemek için bir bandaj kullanırlardı. Sonra bunarı yıkayıp berber dükkanın önündeki direklere kuruması için asarlardı. Islak bandajlar uçuşarak bu sütunlara dolaşıyordu.</p>
<p>Çıkan görüntü ise bildiğimiz berber sütunları.Bu sütunların tepesindeki toplar da bir başka kan alma yöntemi olan sülük tedavisinden (hirudoterapi) sonra kanın toplandığı kaselerin ta kendisidir.</p>
<p>1512&#8242;de Britanya parlementosu, tecrübesiz berberlerin hacamata devam etmelerini ve yanlış uygulamaları engellemek için Oxford ve Cambridge Üniversitelerinden mezun olan Hacamat terapistlerinin uygulamasını düzenleyen bir karar çıkarmıştır.</p>
<p><strong>Avrupa ve Amerika&#8217;da Hacamat</strong></p>
<p>18. ve 19. yüzyılda hacamat batıda da oldukça yaygındı. 1860&#8242;a kadar Avrupalı ve Amerikalı doktorların birçok hastalığın tedavisin hacamata başvurduğu görülmektedir.  18. ve 19. yüzyıllarda İngiliz halkı ilkbahar ve sonbahar aylarında hastanelere hacamat olmak için gidiyorlardı.</p>
<p>1827&#8242;de Paris&#8217;te yaşayan Edinburg&#8217;lu  Doktor Martin hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerde striknin (kargabüken özü) ve arsenik zehirlenmelerinde ölümleri engelleyebildiğini keşfetmiştir.</p>
<p><strong>20. Yüzyılda Batıda Hacamat</strong></p>
<p>Heinrich Stern gibi doktorlar 1915&#8242;te Avrupa&#8217;da hacamatı savunuyorlardı. Londra&#8217;da halen hizmet vermekte olan Royal Free ve Royal Mashden Hastanelerinin kurucusu cerrah William Mashden 1830&#8242;a kadar Royal Free Hastanesinde hacamat terapisti çalıştırıyordu.</p>
<p>Ülkemizde ve diğer tüm islam ülkelerinde Batı tıbbının hakim olmasına kadar yaygınca kullanılan hacamat terapisi günümüzde de birçok kişi tarafından rağbet görmektedir.</p>
<p>Yazan:</p>
<p><strong>Faruk Günindi</strong></p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
<p>Gelecek yazıda:</p>
<p>- Hacamatın Dinî Temelleri</p>
<p>- Hacamatın Temel Faydaları</p>
<p><em>Kaynaklar:</em></p>
<p><em>Gerçek Tıp &#8211; Dr. Aidin Salih</em></p>
<p><em>Hijama Therapy Coursebook &#8211; Natural Health Nature&#8217;s Finest</em></p>
<p><em>Cupping the Great Missing Therapy &#8211; Dr. Sahbaa M. Bondok</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/saglik/unutulmus-sifa-hazinesi-hacamat-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz Nasıl Doğmak İster?</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/saglik/dogum/bebeginiz-nasil-dogmak-ister/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/saglik/dogum/bebeginiz-nasil-dogmak-ister/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Sep 2008 19:57:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bi Dost</dc:creator>
				<category><![CDATA[Doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu tarafından hazırlanan Çerçeve Dergisi&#8217;nde, sanayi sonrası toplumun ekonomik ve teknolojik trendlerinin demografik gelişmeyi nasıl etkilediğine yönelik bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada, sezaryenli doğum gelecek için büyük tehdit olarak değerlendirildi. Günümüz Türkiye&#8217;sinde sezaryenli doğumun normal, normal doğumun anormal hâle geldiği belirtilen raporda, &#8220;Sadece hayatî, istisnaî durumlarda tıbbî zorunluluktan başvurulabilecek bir yöntem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu tarafından hazırlanan Çerçeve Dergisi&#8217;nde, sanayi sonrası toplumun ekonomik ve teknolojik trendlerinin demografik gelişmeyi nasıl etkilediğine yönelik bir çalışmaya yer verildi. Çalışmada, sezaryenli doğum gelecek için büyük tehdit olarak değerlendirildi.<span id="more-189"></span></p>
<p>Günümüz Türkiye&#8217;sinde sezaryenli doğumun normal, normal doğumun anormal hâle geldiği belirtilen raporda, &#8220;Sadece hayatî, istisnaî durumlarda tıbbî zorunluluktan başvurulabilecek bir yöntem olan sezaryenle doğum, bugün gerek doktor, gerekse de hamilelerin gafletiyle neredeyse normal doğum oranını geçti. Oysa adı üstünde insanın hayat boyu sağlığı, normal doğumdan geçiyor.&#8221; denildi.</p>
<p>Tıbbî bulgulara göre sadece normal doğum esnasında salgılanan &#8220;sevgi hormonu&#8221; oksitsin&#8217;in anne ve bebek arasında başka türlü kurulamayacak bir bağın kurulmasını sağladığı belirtilen raporda, çocuğun normal doğum esnasında salgılanan bu hormon eşliğinde dünyaya gelişi, onu hayatın zorluklarına karşı dirençli kıldığı kaydedildi.</p>
<p>(CİHAN)</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.haber7.com/haber/20080909/Gelecekteki-buyuk-tehlike-Sezeryan.php" target="_blank">Haber7.com<br />
</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/saglik/dogum/bebeginiz-nasil-dogmak-ister/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
