<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sade Hayat Derneği &#187; Haberler</title>
	<atom:link href="http://www.sadehayat.org/bolum/haberler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sadehayat.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Jun 2010 23:56:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>AŞILAR HAKKINDAKİ GERÇEKLER</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 19:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER (Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında) Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.   Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER</strong></p>
<p><em><strong>(Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)</strong></em></p>
<p>Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.<br />
 <br />
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. <strong>Böylece Faz-1 deneyi Türkiye&#8217;de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır.</strong> Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması<strong> bugüne kadar Türkiye&#8217;nin göreceği en büyük tehlike olabilir.<span id="more-371"></span></strong></p>
<p>Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir.<strong> Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır.</strong> AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.</p>
<p><strong>Aşıların Bilinen İçeriği</strong></p>
<p>1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B<br />
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.<br />
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton<br />
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.<br />
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)<br />
6-Maymun böbrek hücreleri<br />
7-Yıkanmış Koyun kanı<br />
8- Monosodyum Glukomat<br />
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)<br />
10- İnsan spermi<br />
11- Etilen gliserol (antifriz)<br />
12- Antibiyotikler<br />
13- Skualen</p>
<p>Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>İmmünolojist Hugh Fudenburg&#8217;un ifade ettiğine göre <strong>son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor</strong>. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)</p>
<p>Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.</p>
<p>Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.</p>
<p>Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.</p>
<p>Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi  immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.</p>
<p>Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı Denen Şey Korur mu?</strong></p>
<p>Dr. G. Buckwald&#8217;a göre: <strong>Herhangi bir aşının (Domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz</strong>. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.</p>
<p><strong>Peki Bu Israrın Sebebi Ne?</strong></p>
<p>Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. <strong>Aşılardaki  Rekombinant DNA insan DNA’sına &#8216;sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.</strong></p>
<p>Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. <strong>Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir</strong>.</p>
<p><strong>Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!</strong></p>
<p>Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak,  tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve <strong>gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir</strong>. Kur-an&#8217;ı Kerim&#8217;de <strong>Maide Suresi 60. ayette</strong> bu durum şu şekilde bildirilmiştir:</p>
<p><em><strong>De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”</strong></em></p>
<p><strong><em></em></strong><br />
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.<br />
Ancak kök hücrenin hedef  hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.</p>
<p><strong>Genetik Yapıyı Değiştirmek&#8230; Ne Demek!?</strong></p>
<p>Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide  <strong>“Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir”</strong> temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.</p>
<p>Halbuki Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil  genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı <strong>Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde</strong> şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p><em><strong>“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”</strong></em></p>
<p><strong>Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı</strong></p>
<p>İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile &#8216;koruyucu hekimlik&#8217; adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.</p>
<p>İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları &#8216;zaruret&#8217; halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.</p>
<p><strong>Korunmak İçin Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”</p>
<p>Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.</p>
<p><strong>Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?</strong></p>
<p>Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.</p>
<p>Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.</p>
<p>Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre <strong>“Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların  sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.”</strong> Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.</p>
<p>Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: <strong>“Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”</strong></p>
<p><strong>Dünya Aşılara Karşı Mesafeli</strong></p>
<p>2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.</p>
<p>ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul&#8217;un ifade ettiği üzere “1997&#8242;de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”<br />
 <br />
İngiltere’deki doktorlar  şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan  aşının analogudur (eşi).</p>
<p><strong>Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor</strong></p>
<p>1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:<br />
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.<br />
500  kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.<br />
Guillain-Barre sendromuna yakalanma  riski  8 kat arttı.<br />
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.<br />
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.</p>
<p>Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:<br />
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e<br />
Tetanos: Beyin iltihabı’na<br />
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)<br />
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na<br />
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a<br />
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne<br />
Grip Aşısı:  Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır</p>
<p><strong>Düşünün ve Karar Verin</strong></p>
<p>Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda<strong> SADECE SİZ</strong> karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından <strong>TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.</strong></p>
<p>Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.<br />
 <br />
<strong>Sade Hayat Derneği</strong><br />
<a href="http://www.sadehayat.org">www.sadehayat.org</a></p>
<p><em>Not: Bu metin Dr. Aidin SALİH hanımın katkılarıyla hazırlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 06:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=359</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek yaşam biçiminin öğreticisi mübarek Ramazan ayını bitirdik ve bayrama ulaştık. Hepimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek yaşam biçiminin öğreticisi mübarek Ramazan ayını bitirdik ve bayrama ulaştık.</p>
<p>Hepimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun.</p>
<p><a href="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/09/bayram.GIF"><img class="alignleft size-full wp-image-361" title="bayram" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/09/bayram.GIF" alt="bayram" width="333" height="340" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Aktüel&#8217;in Kapak Konusu: Sade Hayat</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 22:55:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Bir Hayat Lütfen! Sunulana İnat Bambaşka Bir Hayat Sade ve Doğal Olsun! Modern hayat ve teknolojinin nimetlerini kimse inkâr etmiyor. Ama doğal, sağlıklı, ekolojik, insan yaratılışına uygun daha sade bir hayat ve dünya için yola çıkanların sayısı giderek çoğalıyor. Kiminin amacı dünyayı felaketlerden korumak, kiminin daha sağlıklı yaşamak. Kimisi huzuru arıyor, kimisi varlığını anlamlandırmayı. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">Yeni Bir Hayat Lütfen!</div>
<p>Sunulana İnat Bambaşka Bir Hayat</p>
<p><strong>Sade ve Doğal Olsun!</strong></p>
<p>Modern hayat ve teknolojinin nimetlerini kimse inkâr etmiyor. Ama doğal, sağlıklı, ekolojik, insan yaratılışına uygun daha sade bir hayat ve dünya için yola çıkanların sayısı giderek çoğalıyor. Kiminin amacı dünyayı felaketlerden korumak, kiminin daha sağlıklı yaşamak. Kimisi huzuru arıyor, kimisi varlığını anlamlandırmayı. İşte dünyadan ve ülkemizden daha mutlu, huzurlu, sağlıklı ve daha insani yaşamak için alternatif arayış hareketleri.<span id="more-328"></span></p>
<p>Hükümdarın biri çaresiz bir hastalığa yakalanır. En iyi hekimlere, devrin en bilge alimlerine başvurulur, ancak hiçbir çare bulunamaz. Günden güne eriyen hükümdara son çare olarak başvurdukları kâhinler ve falcılar da medet olmaz. Tüm ümitler kesilmişken, şehre yolu düşen esrarlı bir gezgin derviş bu hastalığın bir tek dermanı olduğunu söyler. &#8220;Ne yapıp edilecek, dünyanın en mutlu adamı bulunacak, onun gömleği alınıp hükümdara giydirilecek, hükümdarı günden güne eriten illet ancak böylelikle geçecektir&#8221;.</p>
<p>Herkes yollara düşer ama nafile; kimse bulamaz o gömleği Muhafızlar tam geri dönmek üzerelerken aralarından biri bir ses duyar, kapıyı aralayıp içeri bakar. İçi de dışı gibi sade bu loş kulübede zar zor fark edilen bir ihtiyar &#8220;Ne kadar mutluyum, ne kadar huzurluyum! Tüm bu nimetlerin için şükürler olsun Allah&#8217;ım!&#8221; diye şükrederek, bomboş sofrasında elindeki bir somun ekmeği yemeğe hazırlanmaktadır. Muhafız sevinçle içeri dalar; içeri ışık dolunca fark eder ki dünyanın en mutlu adamının sırtından alınacak bir gömleği bile yoktur. Muhafız gömlek bulamaz ama bilge dervişin işaret ettiği gömleğin de &#8220;sadelik gömleği&#8221; olduğunu anlamakta gecikmez.</p>
<p>Hasta hükümdar şifa buldu mu bilemeyiz ama mutluluk, huzur ve sağlığın yolunun sadelikten geçtiğine inanan dünyanın dört bir yanında pek çok insan modern çağın, teknolojinin, süratin ve zamanımıza ait daha pek çok gelişmenin yarattığı rahatsızlıklardan kaçış yolunu kendilerine göre sadelikte bulmuş görünüyorlar. Bazıları çöpten yiyecek toplayarak besleniyor (freeganizm), bazıları &#8220;slow city&#8221; yani &#8220;yavaş şehir&#8221; olma yoluna gidiyor. Amaç hep daha az tüketmek.</p>
<p><strong>Bir şeyler yanlış gidiyor</strong></p>
<p>Modern çağın bu baş döndürücü yaşam tarzına teslim olmaya niyetli olmayanlardan biri de Sade Hayat Derneği</p>
<p>Başkanı Faruk Günindi. Günindi&#8217;ye göre dünyada modern hayatın hâkimiyetine rağmen doğal ve ekolojik olana bir gidişat da var. &#8220;İnsanlar bir şeylerin yanlış gittiğini görüyor ve bir şeyleri düzeltmeye çabalıyorlar. İlk önce de tercihlerini değiştirmekle başlıyorlar işe&#8221; diyor.</p>
<p>Bir şeylerin yanlış gittiğini düşünenlere göre &#8220;otomobiller, plazma TV&#8217;ler, internet, kredi kartları, akıllı evler, gelişmiş ev aletleri, dondurulmuş hazır gıdalar, hafta sonu dünyanın herhangi bir yerinde tatil turları, laptoplar, 4&#215;4&#8242;ler, cep telefonları, iPhone&#8217;lar, uydu ve kablo TV&#8217;lerdeki yüzlerce kanal, her yanı saran otoyollar ve daha pek çok şey&#8221; insanın derdine derman olamıyor, hatta rahatsızlıkları körüklüyor. Alternatif hayat arayışında olanların birçoğu, sorunun temelini modern hayatta görüyor.</p>
<p>Yazar Dücane Cündioğlu&#8217;na göre &#8220;modern insanın en büyük sorunu evreni, doğayı, hayatı ve dahi insanı bir bütün içinde algılayamamak.&#8221; Bu nedenle modern hayata, teknolojiye, sürate karşı daha insani alternatif arayışları son yıllarda çeşitlendi. Bunu homeopatik ilaçlara, doğal beslenmeye, alternatif tıp yöntemlerine, beden ve ruh sağlığı için Uzakdoğu disiplinleri ve tasavvufa yönelimin artışından gözlemek mümkün. 21. yüzyılın nimetleri bazılarına aradıkları huzuru veremiyor. Neticede olağanüstü hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış bir hayata mahkûm olmaktan bıkan, gezegene zarar vermek istemeyen, varlığının anlamını robotlaşmış şehir hayatlarında hissedemeyen pek çok insan şikâyet seviyesinde kalırken doğal, insani, fıtri ve daha anlamlı alternatif bir hayat için &#8220;at binenin kılıç kuşananın&#8221; diyenler de mevcut.</p>
<p><strong>SEFERİHİSAR &#8220;YAVAŞ ŞEHİR&#8221; OLMAK İÇİN BAŞVURDU</strong></p>
<p>Yeni Belediye Başkanı Tunç Soyer Seferihisar&#8217;ı &#8220;Yavaş Şehir&#8221; yapabilmek içir kolları sıvadı. Aslında görünen o ki, Seferihisar merkezinin yavaşlamak için çok çaba harcaması gerekiyor. Bu sürece hazır olduğunu söyleyen başkan, hızla projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Seferihisar&#8217;ın birbirinden güzel köyleri var Bunlardan biri olan Sığacık, insana gerçekten huzur veriyor.</p>
<p><strong>Bir ekolojik ve ruhsal hayat köyü: Findhorn</strong></p>
<p>Bunların en iyi ve örgütlü örneklerinden bir İskoçya’nın Findhorn kasabası yakınlarında kurulan FindhornEkolojik Köyü topluluğu veriyor. Bir vakıf altında örgütlenen Findhorn, aslında bir eko-köyde yaşayarak bütün-sel eğitim de gören uluslararası bir cemaat. Amaçları, sürdürülebilir pozitif bir gelecek vereni bir insanlık bilinci oluşturmak. Cemaatin İskoçya&#8217;daki teşkilatlı eko-köyünde tüm dünyadan 400 kişi ve binlerce ziyaretçi yeni, alternatif bir hayatın peşinde koşuyor.</p>
<p>Asıl amaçları kendi içlerine dönmek, bilgeliğe ulaşmak, barışçı ve tabiatla uyumlu yaşamak. Ancak topluluğu, örneklerine ABD&#8217;de rastlanan çiftliklere kapanarak tuhaf ve eklektik mistik bilgilere dayanan tarikatlarla karıştırmamak gerekiyor. Aslında doğal ve sade hayatla beraber hayatın tümüne dair bilgece bir arayışta olan ekolojist bir topluluk bu. Dünyanın insanı özbenliğine yabancılaşman karmaşasından uzaklaşarak bir köyü kendilerine üs olarak seçip 1962&#8242;den beri doğa ve insanlarla uyum içinde yaşama yolunu aramayı yeğlemişler.</p>
<p>Öncülerinden Margaret Mead&#8217;ın &#8220;Kendini hasretmiş küçük bir insan topluluğunun dünyayı<br />
değiştirebileceğinden asla şüphe etme, çünkü zaten hep böyle olmuştur&#8221; düsturundan hareketle kendileriyle beraber bir gün diğerlerinin de daha içsel, daha sade ve uyumlu bir hayatı yakalamasını umuyorlar.</p>
<p>Milyarların hayatını adeta işgal eden bilgi kirliliğinden beyinlerini, deterjan ve kimyasallardan tenlerini, genetiği değiştirilmiş gıdalardan vücutlarını, hiç rahat vermeyen görüntülerden gözlerini, beş dakika sonra bir şey ifade etmeyen bilgi ve magazin bombardımanından zihinlerini korumak için modern insanın nimet kabul ettiklerinden vazgeçerek mutlu ve huzurlu olmaya  çalışanlar&#8230;  </p>
<p>Psikiyatr  Dr. Mustafa Merter &#8220;900 Katlı İnsan&#8221; kitabında bu durumun sebebi hakkında ipuçları veriyor: &#8220;İnsanoğlunun giderek maddi dünyaya egemen olmasıyla tanrısız tanrılaşma dönemine girildi. Akıllarına güvenerek cesaretle bu okyanusa açılan Batı dünyası ilk bakışta şaşırtıcı biçimde olumlu gelişmelere sahne oldu. insan, tabiat güçlerini kontrol altına alıp aya ayak bastı, elektrik ve nükleer güçleri kullanarak coşkulu bir ilerleyiş kaydetti&#8221;. Merter&#8217;e göre insanın maddi dünya ve eşya ile ilişkisine baktığımızda dehşet verici tablolarla karşılaşıyoruz: Gezegenimiz göz göre göre yok edilmek isteniyor&#8230;</p>
<p><strong>Sade hayat</strong></p>
<p>Batı&#8217;daki kadar organize olmasa da bizde de bu gidişe demek için diye harekete geçenler var. Sade Yaşam Grubu, Sade Hayat Derneği, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi bunlardan bazıları.</p>
<p>Alternatif hayat arayışlarının en orijinallerinden biri, ülkemizde giderek yükselişe geçen &#8220;Sade Hayat&#8221;. Sade Hayatçılar her açıdan yapay, zararlı ve insan yaratılışına aykırı unsurlarla dolan hayatın etkilerinden beden ve ruh sağlıklarını muhafaza edebilmek için ihtiyaç duydukları her şeyi mümkün olduğu kadar katışıksız ve doğal şekilde yapılmış olanlardan kullanmaya çalışıyorlar. Sade Hayat hareketi Özbek asıllı hekim Aidin Salih&#8217;in tamamen doğal, bitkisel ve geleneksel metotlardan yola çıkarak önerdiği Tıbb-ı Nebeviye dayanan, dini referanslı, ancak herkesin yararlanabileceği bir sağlıklı yaşam disiplinini öngörüyor.</p>
<p>Her ne kadar bu hayat tarzı ile birlikte Aidin Salih&#8217;in tamamen doğal tıptan beslenen yaklaşımlarını destekleyenleri bu dernek çatısı altında birleşseler de söz konusu olan bir topluluktan çok, aynı düsturlarla yaşamaya çalışan birbirinden farklı binlerce birey.</p>
<p>Sade Hayat&#8217;çılar kendilerini salt bir ekolojist, çevreci, doğal hayatçı ya da basitlik yanlısı olarak görmüyorlar. Yiyecek-içecekler kadar, giyeceklerini kullandıkları deterjan, sabun gibi her türlü maddeyi de tamamen doğal olanlardan seçmeye çalışıyorlar. Hayatlarına soktukları her şeyin mümkün mertebe en doğal şekilde üretilmiş, hiçbir endüstriyel işleme tabi tutulmamış, hiçbir kimyasalın karışmadığı, kendilerine ve tabiata zarar vermeyen, temiz ve helal şeyler olması şartını arıyorlar.</p>
<p>Yiyeceklerin genetiği değiştirilmemiş olması, tarım ilacıyla temasının olmaması ve organik olması da en başta gelen kurallarından. Ambalajlı ürünlerden de uzak duruluyor. Bu kriterlere uygun ürünleri bulmak günümüzde neredeyse imkânsıza yakın olduğundan, bazen bireysel bazen de organize biçimde, doğrudan bu şartlara uygun üretilmiş ürünleri bulmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bu amaçla onlara hizmet veren birkaç aktarın yanı sıra son dönemlerde Sade Hayat Derneği&#8217;nin ön ayak olmasıyla sadece doğal ve katışıksız malzeme ve yiyeceklerin satıldığı bir &#8220;<a href="http://www.sadepazar.com" target="_blank">Sade Pazar</a>&#8221; da açmışlar.</p>
<p><strong>İnternette bir araya geldiler</strong></p>
<p>Sade Yaşam Grubu ise Sade Hayat Derneği&#8217;nden biraz daha farklı. Onlar 2001&#8242;de internet ortamında Veli Sırım&#8217;m öncülüğünde biraraya gelmişler. Çoğu birbirinden farklı yaşam tarzlarından geliyor ama hepsinin ortak paydası, ihtiyaçları kadar tüketip, hayatı sadeleştirmek. Her ay bir kez buluşuyorlar, bazen bir seminerde bazen de</p>
<p>Darülaceze&#8217;ye yapılan bir ziyarette&#8230;</p>
<p>Veli Sırım süreci şöyle anlatıyor: &#8220;Sadelik arayışı geri dönüş demek. Bu tür hareketler, tüketim alışkanlıklarının zirve yaptığı ABD, Kanada gibi ülkelerde ortaya çıktı. Bir süredir bizde var ve sadeleşme hareketi gittikçe yaygınlaşıyor. Sade olmak zor bir şeyedir. Ama sadeliğin de sınırı yoktur, ben sade oldum yeter artık diyemezsiniz. Sadelik sadece alışveriş yapmakla ilgili bir kavram değil, çok yönlü.&#8221;</p>
<p>Grubun bir araya gelmesinde ve düzenli olarak görüşmesinde en büyük payı olan üye ise &#8220;komşuluk uzmanı diye tanımlayabileceğimiz Kadri Patı) Aslen Mardinli olan ve yöneticilik yapan Patır, yoksulluk içinde geçen çocukluğundan beri sade yaşayarak, israf etmeyerek bugün mutlu olduğu bir yaşama ulaştığını söylüyor. Oldukça pratik ve sevimli kuralları olan Patır felsefesini şöyle anlatıyor. Sade yaşam fazlalıklardan arınmak dernek benini için Beyinde ve düşüncede sadeleşmedikçe eşyadan arınmak çok bir şeyi çözmez. Ekonomik kriz var ama bu kriz birdenbire çıkmadı&#8230; Önce dostluk, güven, samimiyet krizleri yaşandı.&#8221; Kadri Patır&#8217;ın evde uyguladığı ekonomik sistem de oldukça ilginç: &#8220;28 yıldır evliyim ve 28 yıldır evde maaş sistemi uyguluyorum. Bütçe yapıyorum, aynı devlet bütçesi gibi. O bütçede ailece bir yıl içinde neler yapacaklarımız belli. Kaç kere sinemaya gidilecek, ne zaman ayakkabı alınacak. Yedi çocuğum var, hepsinin maaşı var. Oturup ay başında herkesin parasını dağıtırım.</p>
<p>Borçla, kredi kartıyla iş yapmam. Param neye yeterse o. İsraf hiçbir konuda olmamalı, konuşurken de televizyon seyrederken de. Sohbet ederiz, oyunlar oynarız, yarışmalar yaparız. Bütün bunları komşularıma da anlatıyorum. Şu anda oturduğumuz binada herkes biri birini tanır. Bütün koşularla bayramlaşmadan kimse binayı terk etmez. Güzel bir sofraya asla yalnız oturman, mutlaka misafir isterim. Misafirliğe gittiğimde de iki çeşitten fazla yemek istemem.</p>
<p><strong>Bisiklet pedalı çevirerek elektrik</strong></p>
<p>Grubun 18 yıllık bankacı üyesi Tiilay Ararat sadeleşmek konusunda daha iddialı. Ararat&#8217;ın sadelik arayışı sekiz yıl önce Sade Yaşam Grubu&#8217;yla birlikte değişmeye başlama, kısa bir süre sonra da 10 arkadaşıyla birlikte! bir eko-köy kurmuş. Bu küçük grup, salçasını, sabununu, zeytinyağını kendisi yapıyor. Ekim yapmıyorlar, doğa ne verirse onu tüketip, kalanını uygun biçimde saklıyorlar. &#8220;Doğaya hiç müdahale etmiyoruz, toprağı derin kazmıyoruz, işi doğaya bırakıyoruz. Ne verirse onunla besleniyoruz. Bir bisikletimiz var, dinamoya bağladık, biz pedal çevirdikçe elektrik üretiyor, o elektrikle bahçeyi aydınlatıyoruz. Tüm temizliği külle yapıyoruz.&#8221; Bu grup teknolojiden ve tüketimden kaçmıyor ama büyülü cümleyi Makine Mühendisi Yüksel Baydar söylüyor: &#8220;Mutluluğun yolu doğaya yakın olmaktan geçiyor. Elbette tüketeceğiz ama, gerektiği kadar.&#8221; Muhasebeci Olcay Aydın, grubun en çok tüketeniymiş anlattığı kadarıyla: &#8220;Sürekli tüketiyordum ama mutsuzdum. 13 tane kredi kartım vardı. Oğlum da öyleydi. &#8216;Lüks severim&#8217; diye çığlıklar atıyordu. Zamanla o da etkilendi; 11 zayıfı varken şimdi teşekkür getiriyor, mutlu bir çocuk oldu. Ailem de benim gibi; bir sofra kurulur 50 çeşit olur hâlâ ikna olmayız. Geçenlerde arkadaşım geldi üç çeşit yemek yaptım. Lezzetli yemekleri yedi; &#8216;doydum&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>Tüketime savaş açanlar, sadeleşmek için çaba harcayanlar böyle diyor. Elbette tüketmeden yaşamak mümkün değil ama belki durup bir düşünmek gerek ne dersiniz? Belki Sade Yaşam Grubu&#8217;nun tiyatrocu üyesi Ziya Oktay&#8221;ın dediğini demek gerekiyor. İzole olmayalım, sadece<br />
valınlaşalım.&#8221;</p>
<div id="attachment_335" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-335" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_teyfur/"><img class="size-full wp-image-335 " title="aktüel_teyfur" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_teyfur.jpg" alt="aktüel_teyfur" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">YTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Dr. A. Teyfur Erdoğdu</p></div>
<p><strong>YTÜ İnsan Ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Dr. A. Teyfur Erdoğdu: &#8220;İslam Tarihinde Sade Hayatçıların Piri: Ebu Zer&#8221;</strong></p>
<p>İslami gelenekte her mesleğin bir piri vardır. Ebu Zer de hiç şüphesiz mütevazı yaşamıyla sade yaşamayı seçenlerin piri olmaya layık belki de tek isimdir. Zira Hz. Muhammed, onun için &#8220;Ebu Zer yeryüzünde İsa b. Meryem&#8217;in zühdüyle (debdebeden uzak yaşama) yürür&#8221; demiş ve ona Mesihü&#8217;l-İslam lakabı takmıştır. Ebu Zer bazılarınca İslami sosyalizmin önderlerinden kabul edilir.</p>
<p>Onun sosyalist olduğunu söyleyenler, diğer sahabelerin aksine ihtiyaç fazlası malın Allah yolunda harcanması gerektiği şeklindeki sözlerine dayanıyorlar. Ne zaman ki halk büyük maddi sıkıntı içine düşer o da böyle bir içtihatta bulunmaya başlar. Kısaca bu görüşünden yola çıkarak onun sosyalist olduğunu ileri sürmek hadiseyi oldukça saptırmaktır.</p>
<p>Ebu Zer kendi sözleriyle hedefi şöyle tayin ediyor: &#8220;İnsanın helal rızk kazanmak ve ahireti elde etmek için yaşamasından başka üçüncü bir hedef zarardır.&#8221; Formül bu kadar basit: Sade ve mütevazı bir hayat sürmek. Yaptığı k</p>
<p>üçük bir kusurdan dolayı bağışlanma dileğiyle bir zencinin ayaklarına kapanacak kadar tevazu ve hizmetçisiyle aynı elbiseyi giyecek, aynı yemeği yiyecek kadar sade, evinde bir günlük nafakadan fazlasını fakirlere dağıtacak kadar da cömerttir.</p>
<p>Ebu Zer&#8217;in de sonu debdebeli hayatı kınayanların sonu gibi (Sokrates&#8217;in baldıran zehri içerek ölmek zorunda kalması gibi) yalnız ve biraz da acılı biter. Suriye valisi Muaviye ve emirlerin yeni fethedilen yerlerin âdetlerine uyarak fazla harcama yapmalarını ve çok sayıda fakir Müslüman olmasına rağmen zenginlerin mal istiflemelerini şiddetle eleştirdiği için Muaviye tarafından önce halktan uzak tutulmaya çalışılır daha sonra çöle çekilmek zorunda bırakılır. Orada da küçük bir kulübe içinde sade bir hayat sürdükten sonra cenazesi yakından geçmekte olan bir kafile tarafından kaldırılır ve evinde kefen için yetecek bez bulunmadığı için kafileden birine ait bezlerle kefenlenip defnedilir.<strong> </strong></p>
<dl id="attachment_337" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a rel="attachment wp-att-337" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_viktor/"><strong><img class="size-full wp-image-337 " title="aktüel_viktor" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_viktor.jpg" alt="aktüel_viktor" width="150" height="130" /></strong></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Buğday Derneği Başkanı Victor Ananias</dd>
</dl>
<p><strong>Ülkemizden Bir Ekolojik Hayat Hareketi: Buğday</strong></p>
<p><strong>Buğday Derneği Başkanı Victor Ananias: &#8220;Dengeyi Yeniden Kurmaya Çalışıyoruz&#8221;</strong></p>
<p>1990 yılından beri devam eden Buğday hareketi doğal ve ekolojik yaşamın öncülerinden. Ekolojik bütüne saygılı bir toplum hayali besleyen bu hareketin mensupları kişisel hayatlarını ekolojik kılmanın yanında &#8220;örnekler oluşturma&#8221;, &#8220;var olana destek olma&#8221; ve &#8220;bilginin dolaşımını sağlama&#8221; misyonunu da üstlenmiş. Niyetlerini &#8220;tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek&#8221; olarak özetleyen Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Viktor Ananias bu amaçla pek çok köyde projeler başlattıklarını anlatıyor.</p>
<p>Siz de zamanın getirdiklerini sorgulayıp çözüm arayanlardan ve bunu fiilen gerçekleştirenlerdensiniz.<br />
Nimetler zaten verilmiş; tabiatta her şey verildiği haliyle zaten birer nimet. Her yaşam aslında doğal olarak kendine yeterli olacak ve birbirini destekleyecek şekilde dünyaya geliyor. Bunun yanında insanlığın bilim ve teknolojiyle elde ettikleri bazı kolaylıklar bizim için her zaman nimet olamıyor. Biz tabii ki bilim ve teknolojiye karşı değiliz. Ancak bunlar doğada var olan yaşam döngülerini bozuyor ve gerçek nimetleri elimizden alıyorsa o zaman işin kıymeti kalmıyor.</p>
<p><strong>- &#8220;Gelişmelerle beraber bir şeyler de bozuluyor, tersine gidiyor o halde biz alternatif hayat sürmek istiyoruz&#8221; mu diyorsunuz?</strong></p>
<p>Bunu demekten çok, uygulamaya çalışanlardanız aslında. Hem bireysel hem de kurumsal olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Buğday Deneği&#8217;nin çok çeşitli kurumları da destekleyen 1000 kadar resmi üyesi var. Bizim doğrudan iletişim içinde olduklarımızın sayısı 50 bine ulaştı. Bilgi iletişimi olarak da yaklaşık 1 milyon insana etki yaptığımızı düşünüyoruz. Buğday hareketi 19 yıl önce yaşamın içinden çıkarak başlayan bir harekettir. Doğaya, tarıma, üretime, tüketime ilişkin değerleri daha çok insanın yaşaması için uğraşıyoruz.</p>
<p><strong>- Somut olarak amaçlarınızı nasıl hayata geçiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim 16 metrekarelik kendi yaptığımız küçük bir taş evimiz var. Bu evde konukları ağırlıyoruz. Evde elektrik tüketimi gerekmiyor, sepetlerde olan gıdalarımızın üzerini ıslak bezle örtüyoruz. Kullandığımız sebze ve meyveler doğal ve katkısız, doğru bir üretimden elde ediliyor. Sentetik kaplar yerine doğal kaplar ve bölgede üretilen sepetleri kullanıyoruz. Buzdolabı gibi şeyler kullanmayarak enerji de tüketmiyoruz. Bu ev, kullandığımız bu yöntemler zannedildiği gibi teknolojiyi reddetmek anlamına gelmiyor. Ama sepet benzeri daha doğal ve zararsız araçların da bir teknoloji olduğunun anlaşılmasını istiyoruz. Bugün dünyadaki bazı ziraat fakültelerinde karasaban ve yel değirmenine dönülmesi tartışılıyor. Herkesin iyilik ve sağlığı için hayattaki dengeyi yeniden tesis etmeyi arzuluyoruz. Bu sadece şehirden köye göçerek ya da belli bir teknolojiyi reddederek olmuyor.</p>
<p>Bizim, hastalandıktan sonra bizi iyileştirecek şeylerden önce vücudumuzu baştan hasta etmeyecek şeyleri üretmeye ve tüketmeye ihtiyacımız var. Amacımız toplumun sağlıklı kalmasını sağlamak için yapılması gerekenleri önceden yapmak.</p>
<div id="attachment_336" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-336" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_faruk/"><img class="size-full wp-image-336 " title="aktüel_faruk" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_faruk.jpg" alt="aktüel_faruk" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi</p></div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi: &#8220;İşe İlk Önce Yemeğimizi Düzeltmekle Başladık&#8221;</strong></p>
<p><strong>- Çağdaş hayat ve gelişmenin getirdiklerine karşı yine bu hayatın içinde kalarak daha doğal, daha insani bir hayatı tercih ettiniz. Neydi sizi bu arayışa götüren?</strong></p>
<p>Modern hayatta yiyip içtiklerinize, giydiklerinize hep başkaları karar veriyor. Artık modern hayatın bizim önümüze koydukları karşısında tercih yapmaya başladık. İnsan daha en başta yediğini doğru seçince fikirleri de düzeliyor. Fikir düzelince fiiller de düzeliyor. Bu şekilde yediğimiz, içtiğimiz ve hayatımıza soktuğumuz her şeyi tabii ve sağlıklı, katışıksız olanlardan tercihe başladık. Bu şekilde yapay, hazır, kimyasal ve genetiği değiştirilmiş gıdaları, deterjanları, kimyasal sabunları, şampuanları terk ettik. Bakın mesela çamaşır makinesi ve deterjan kullanmayınca yumuşatıcı gibi şeyler kullanmıyorsunuz, onu da kullanmayınca böbrek hapı kullanmanız gerekmiyor.</p>
<p><strong>- Peki siz modern hayatın, teknolojinin getirdiği nelerden şikâyetçisiniz?</strong></p>
<p>Bu hayat tarzı yaratılışa, fıtrata hiç uygun değil. İnsanın biyolojisine uygun bir hayat değil. En başta bundan rahatsızız. Ne yiyip içtiklerimiz, ne kokladıklarımız, ne kıyafetlerimiz, ne de kullandığımız araçlar fıtratımıza uygun. Gördüğümüz renkler dahi fıtratımıza uygun olmayan, yapay renkler. Etrafımızı saran kokular da doğal kokular değil. Bu hayatın temposu da yaratılışımıza uygun bir tempo değil.</p>
<p><strong><em>-</em> Peki yeni hayatınızı yaşamak için nelerden vazgeçtiniz, neleri benimsediniz?</strong></p>
<p>Bütün paketli ürünlerden, endüstriyel gıdalardan, sentetik giyeceklerden ve sentetik olan her şeyden vazgeçtik. Bizi kendine bağlayan ya da hayatımıza suni etkiler getiren her şeyden vazgeçtik. Doğal, işlemden geçmemiş, katışıksız su ve yiyeceklerle vücudumuzun işleyişini de değiştirdik.</p>
<p><strong>- Kendinizi korurken toplumsal hayattan uzaklaşma tehlikesine girmiyor musunuz?</strong></p>
<p>&#8220;Herkes yanlış, biz doğru yapıyoruz&#8221; demiyoruz. Bizim işimiz o kadar da zor değil. Zira günlük öğünlerimiz bir ya da iki öğün. Çok fazla şey tüketmiyoruz, ancak yetecek kadar tüketiyoruz. Dolayısıyla hiçbir alanda hayatımızda çok fazla çeşit bulunmuyor.</p>
<p><strong>Sınıf Atlamış Tarzanlar</strong></p>
<p>Modernliğin zararlı etkilerinden kaçarak sade ve doğal bir hayat arayışları mimari ve yerleşimde de kendini gösteriyor. Ekoloji ve doğal hayatla iç içe mimari ve hayatın en çarpıcı örneklerinden birisi de Kosta Rika&#8217;da uçsuz bucaksız yağmur ormanlarının içinde ağaçlar üzerinde kurulu Finca Bellavista Ağaçevler Topluluğu. 300 dönüm alanda, dev ağaçlar arasına kurulu bu doğal yaşam ortamına ulaşmak haliyle müşkül bir iş. İşin en iyi tarafı da burada: Teknolojinin zararlı etkilerinin buraya gelmesi oldukça zor. Vahşi hayatın tam ortasında doğal kaynakları kullanarak dengeli bir yaşam tarzı oluşturmaya odaklı bir yer burası. Vahşi hayata etki etmeyecek şekilde teknolojik imkânlarla donatılmış. Enerji, güneş ve su gücüden sağlanıyor. Bol yağan yağmurları toplayan bir sistem de su ihtiyacını gideriyor. Ağaçevlerin sakinleri ortak kullanabilecekleri bir bahçe ile geri dönüşüm merkezini de ihmal etmemişler. Finca Bellavista, olağanüstü bir uygulama olarak adeta bir medeniyetten kaçış ütopyası. Ama sakinleri için doğalı korumakla gelişmeyi beraber götürme yolu. Sudan elde ettikleri temiz, sürdürülebilir ve fatura ödemeyi gerektirmeyen enerji gibi medeniyetin diğer nimetlerinden de mahrum kalmak zorunda hissetmiyorlar bu vahşi doğa içinde. Ağaçlar üzerinde kurulu nefis ahşap evleriyle ve ulaşımı sağlayan ağaçtan ağaca asma köprülerle adeta lüks hayat yaşayan Tarzanlar gibiler bu topluluğun sakinleri. Yağmur ormanının ortasında yaşayan bu sınıf atlamış Tarzanların, sahip oldukları yüksek hızlı kablosuz internet gibi nimetler sayesinde isterlerse dış dünyadan kopmama imkânları da var.</p>
<div id="attachment_334" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-334" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_erol/"><img class="size-full wp-image-334" title="aktüel_erol" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_erol.jpg" alt="aktüel_erol" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi Kurucusu Erol Benjamin Scott</p></div>
<p><strong>Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi Kurucusu Erol Benjamin Scott:</strong></p>
<p>&#8220;Tüm Canlıların Hayatı Cehenneme Dönüşmek Üzere&#8221;<br />
Patika Projesi&#8217;ni hayata geçiren Erol Benjamin Scott, eğitimini yurtdışında almış bir sistem analisti. Fakat bir süredir, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi adlı bir grupla çalışıyor. Grupta mimarlar, tasarımcılar var. Grubun amacı çevreyle uyumlu sürdürülebilir bir yaşam oluşturmak.</p>
<p><strong>- Projenizin amacı ne, sizi harekete geçiren neydi?</strong></p>
<p>Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi biz de bir avuç insan biraraya geldik. Sosyal, ekolojik ve ekonomik açıdan nasıl sürdürülebilir yaşamlar oluşturulabilir bunlara kafa yoruyoruz, doğanın bilgeliğinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Şu anda insanoğlu bu gezegende yalnız kendi varmış gibi tüm kaynakları sömürmekle kalmayıp insan merkezli bir düşünce yapısıyla tüm dünyadaki canlıların yaşamını cehenneme dönüştürmek üzere. Üstelik bizden sonraki kuşakların gereksinme duyacağı her şeyi de tehlikeye atıyorBir şeyler yapmak için yalnız 20-30 yılımız olduğunu söylüyor bilim adamları. Bu bizim her sabah ne yapabiliriz sorusuyla kalkmamıza neden oluyor</p>
<p><strong>- Var olan durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, önerileriniz neler?</strong></p>
<p>Şu anda dünyanın en önemli sorununun küresel ısınma olduğunda artık herkes hemfikir. Bence bu ciddi sorun kullanılarak insanlığın kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. Bu sorunu insanlık olarak çözebilirsek zaten dünyamızla ve kendimizle daha barışık yaşamayı da öğrenmiş olacağız. Sanırım başlangıç noktamız, şehirlerdeki doğaya yabancılaşmayı kırıp, şehirde bile doğanın parçası olduğumuzu hatırlatan doğadaki döngüleri oluşumları taklit eden sistemler ve alanlar oluşturmak.</p>
<p><strong>- Bireysel ve toplumsal olarak daha iyi yaşamak için ne yapmamızı önerirsiniz?</strong></p>
<p>Daha yalın yaşamamız gerekiyor: Bugün var olan tüketim çılgınlığına hiçbir kaynak dayanamaz. Eğer reklamlarda / filmlerde gördüğümüz yaşantı tarzlarını devam ettirirsek beş-altı dünyaya daha gereksinmemiz var ve bu tüketim hızıyla küresel ısınmayı durdurmamız mümkün değil.</p>
<p>Kendi başımıza yapacaklarımız sınırlı olduğuna göre muhakkak örgütlenmeliyizAnadolu gibi yerel değerlerin bizlerin her zaman yanımızda olduğunu, bizden önceki kültürlerin bize enerjileriyle / bilgelikleriyle destek olduğunu hiç unutmamalıyız.</p>
<p><strong>- Sizler bu durumda neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Dünyada bazı insanlar var ki el kremlerini bile ellerine soğuk sürmemek için krem ısıtıcısı alıyorlar. Bazılarıysa ekolojik ayak izlerini arttırdığı için et yemek yerine yalnızca meyvelerle beslenme yolunu seçiyor. Bu farklı yaklaşımlarda bizler yalnızca yaşadıklarımızla örnek olmanın dışında Patika&#8217;yı tüm alternatif hareketler için deneyim/öğrenim merkezi haline dönüştürmek için çalışıyoruz.</p>
<p>Çocuk kamplarından dans kamplarına, yoga kamplarından Permakültür kamplarına kadar pek çok alanda tasarımlar yapıyoruz. Daha yolun başındayız. Projelerimizde daha çok çocuklara / gençlere yani gelecek kuşaklara yönelmeye çalışsak da yapmaya çalıştığımız her kesimden insanı harekete geçirebilmek.</p>
<p>(Necla Bayraktar-Birol Biçer, Yeni Aktüel 2009 Sayı 197)</p>
<p><a href="http://www.yeniaktuel.com.tr">www.yeniaktuel.com.tr</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sade Yaşam E-Grubu Sade Hayat&#8217;a Konuk Oldu</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/sade-yasam-e-grubu-sade-hayata-konuk-oldu/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/sade-yasam-e-grubu-sade-hayata-konuk-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Feb 2009 00:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=285</guid>
		<description><![CDATA[2002 yılından bu yana internet üzerinde faaliyet gösteren Sade Yaşam E-grubu bugün Sade Hayat Derneği&#8217;ni ziyaret etti. Sade Yaşam e-mail grubu uluslararası çapta gerçekleştirilen Televizyon Kapatma Günü, Komşuluk Haftası, Satın Almama Günü gibi faaliyetlere mail grubu üyelerinin bireysel katılımıyla veya bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte iştirak ediyor. Grubun kurucusu Kadri Patır bey diğer üyeler Neslihan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2002 yılından bu yana internet üzerinde faaliyet gösteren Sade Yaşam E-grubu bugün Sade Hayat Derneği&#8217;ni ziyaret etti.</p>
<p>Sade Yaşam e-mail grubu uluslararası çapta gerçekleştirilen Televizyon Kapatma Günü, Komşuluk Haftası, Satın Almama Günü gibi faaliyetlere mail grubu üyelerinin bireysel katılımıyla veya bazı sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte iştirak ediyor. Grubun kurucusu Kadri Patır bey diğer üyeler Neslihan hanım, Mevlude hanım, Zekiye hanım, Zeynep hanım, Bülent bey, Ziya bey, Turgay bey, Yaşar bey veYüksel bey ilk önce Sade Pazar&#8217;ı ziyaret ettiler. Daha sonra dernek merkezinde samimi ve oldukça yararlı sohbetler edildi.</p>
<p>Sohbet esnasında sadelik, maddi ve manevi fazlalıklardan arınma, ihtiyaç ve isteğin farklılığı gibi ortak konular üzerinde konuşuldu, birçok faydalı fikir alışverişi yapıldı. Sade Yaşam E-Grubu üyelerine ziyaretleri için çok teşekkür ederiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/sade-yasam-e-grubu-sade-hayata-konuk-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gizlice Yapılan İlaç Reklamları</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/gizlice-yapilan-ilac-reklamlari/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/gizlice-yapilan-ilac-reklamlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Aug 2008 19:32:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[İlaç endüstrisinin en önemli ‘pazarlama numaraları’ndan biri de ‘hastalık reklámı’. Çünkü, ilaç reklámı yapmak hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde kanunen yasak. Peki bu yasakları nasıl deliyorlar? İlaç endüstrisinin en önemli ‘pazarlama numaraları’ndan biri de ‘hastalık reklámı’. Çünkü, ilaç reklámı yapmak hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde kanunen yasak. Ama, bu yasakları delmenin&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlaç endüstrisinin en önemli ‘pazarlama numaraları’ndan biri de ‘hastalık reklámı’. Çünkü, ilaç reklámı yapmak hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde kanunen yasak. Peki bu yasakları nasıl deliyorlar?<span id="more-36"></span></p>
<p>İlaç endüstrisinin en önemli ‘pazarlama numaraları’ndan biri de ‘hastalık reklámı’. Çünkü, ilaç reklámı yapmak hem bizde hem de dünyanın birçok ülkesinde kanunen yasak.</p>
<p>Ama, bu yasakları delmenin&#8230; kırmanın pek tabii sayısız yöntemi var. ‘Hastalık reklámı’ üzerinden ilaç reklámı yapmak ise bunlar içinde belki de en etkili olanı ve en çok kullanılanı.</p>
<p>Sizin de mutlaka farkında olduğunuz gibi, zaman geliyor gazetelerde&#8230; dergilerde&#8230; televizyonlarda&#8230; hep aynı hastalık yazılmaya, çizilmeye, konuşulmaya başlıyor. Reflü&#8230; osteoporoz&#8230; kolesterol yüksekliği&#8230; alerji&#8230; bunlardan bazıları.</p>
<p>Bugün rasgele yoldan geçen on kişiye ‘Mideden bir şikáyetiniz var mı?’ diye sorsanız, 3-5 kişiden ‘Evet, bende reflü var’ cevabını alırsınız. Bunların hemen hepsi de büyük ihtimalle aylardan&#8230; yıllardan beri reflü tedavisi gören kişilerdir.</p>
<p>Oysa bundan 10-15 sene evvel mide hastalığı olarak ülser, oniki parmakta yara, gastrit&#8230; gibi hastalıklar var idi: Kimse reflünün adını bile bilmezdi; doktorlar bile. Ama ne olduysa oldu, birden grip&#8230; hepatit&#8230; verem gibi bütün bulaşıcı hastalıkları kıskandıracak hızda bir ‘reflü salgını’ daha doğrusu bir ‘reflü modası’ başladı.</p>
<p>Üstelik reflü yemeklerden sonra birçok insanda görülebilen ve mide asidinin yemek borusuna kaçmasını tanımlayan bir terim; yani hastalık bile değil. Reflü, uzun süre ve fazla miktarda olduğu zaman yemek borusu alt ucunda iltihaba, yani özofajite yol açabiliyor ve işte ancak o zaman bir hastalık olarak kabul ediliyor.</p>
<p><strong>Moda hastalıklar</strong></p>
<p>Evet, yanlış duymadınız; pek çok şeyin olduğu gibi ‘hastalıkların da modası’ oluyor. Amaç da tabii ki diğer modalarda olduğu gibi belirli bir ürünün satışının artırılması; insanların gerekli gereksiz bu ürünü tüketmelerini sağlamak.</p>
<p>Bu ürün gömlek, ayakkabı, dondurma&#8230; olduğunda ‘Hadi neyse’ deyip geçebilirsiniz ama, hastalıkların modaya alet edilmesi ve bu suretle ilaç tüketiminin sadece ‘kár’ amacıyla artırılmak istenmesi kabul edilebilecek bir şey değil.</p>
<p><strong>Korkutma ile başlıyor</strong></p>
<p>Önce, bu hastalığın meselá reflünün ne kadar yaygın olduğu&#8230; birçok insanın ciddi şekilde hasta olmasına rağmen bunun farkında dahi olmadığı&#8230; hastalığın bazı insanlarda nasıl sinsice ilerleyebileceği&#8230; tedbir alınmazsa kansere yol açabileceği&#8230; ölümcül olabileceği&#8230; defalarca tekrarlanarak insanlar korkutuluyor; adeta bir ‘hastalık paranoyası’ yaratılıyor.</p>
<p>Bunları okuyup duyunca da insanların kafasına ellerinde olmadan ‘Acaba ben de hasta mıyım?’ diye bir kurt düşüyor. Çok yemek yediğinde birazcık şişkinlik hisseden&#8230; binde bir midesinde yanma olan&#8230; kola içtiği zaman geğiren vatandaş endişe, korku içinde ‘Yoksa kanser mi oldum’ diye soluğu doktorda, hastanede alıyor.</p>
<p>Gazete ve televizyonların sağlık muhabirlerinin yurtiçi, yurtdışı kongrelere, sempozyumlara&#8230; bedava götürülüp ağırlanmasının amacı hastalık reklámıdır. Yayın kuruluşu hiçbir masrafa girmeden elemanını habere göndermiş olmaktadır; ilaç firması bu sayede kendini veya ürününü tanıtmakta, reklámını yapmaktadır; muhabir de bedavadan gezmektedir.</p>
<p>Hastalıkların birçoğu için anneler günü, babalar günü gibi özel günler ve haftalar yaratılmıştır. Bundan amaç da hastalık reklámıdır. İlaç firmaları, hastaları bilgilendirmek eğitmek için yapılan toplantılarda broşür veya çeşitli promosyon ürünleri dağıtarak ‘çaktırmadan’ firmalarının veya ilaçlarının reklámlarını yaparlar.</p>
<p>Firmaların bu tür gizli reklámlarda en büyük yardımcıları da tıp dernekleri, vakıflar ve bunların yöneticileridir. Bu kuruluşlar aslına bakarsanız, ilaç endüstrisinin bir tür pazarlama kollarıdır, reklám yapmada en büyük yardımcılarıdır.</p>
<p>‘Toplumun hastalıklar hakkında bilgilendirilmesi&#8230; erken teşhis&#8230; erken tedavi&#8230; hastaların eğitilmeleri&#8230; bu sayede olmuyor mu?’ dediğinizi duyar gibiyim.<br />
Tabii ki bunlar çok önemli ve mutlaka yapılması gereken şeylerdir, ama bilgilendirme ile reklám arasında da ‘çok ince bir çizgi’ vardır. Kurnaz pazarlamacılar ‘tanıtımı’ anında rekláma çevirirler ve kimsenin de ruhu bile duymaz.</p>
<p><strong>İkinci aşama</strong></p>
<p>Toplumda böyle bir hastalık korkusu yarattıktan sonra ikinci aşamaya geçilir. Bu hastalığın, meselá reflünün adı verilmeden ‘özel bir ilacı olduğu’&#8230; bu ilaç çok uzun süre ve tabii tercihen de ömür boyu kullanıldığında, hastalığın gerileyeceği&#8230; yaratabileceği tüm olumsuzlukların ortadan kalkacağı&#8230; anlatılmaya başlanır.</p>
<p>Bıkmadan usanmadan reflü tedavisinin ancak ve ancak belirli bir ilaçla mümkün olduğu beyinlere nakşedilir, ama reflünün hiç ilaç kullanmadan bazı basit tedbirlerle önlenebileceğine ise genellikle hiç değinilmez veya üstünkörü bahsedilir.</p>
<p><strong>Gelelim neticeye</strong></p>
<p>Yasak olmasına rağmen ilacın da bal gibi reklámı yapılmaktadır ve başta doktorlar olmak üzere herkes buna karşı uyanık olmalıdır.</p>
<p>Prof. Dr. Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA/ Star</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=78457" target="_blank">iyibilgi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/gizlice-yapilan-ilac-reklamlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arılar Ölüyor, Dünyanın Sonu mu Geliyor?</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/arilar-oluyor-dunyanin-sonu-mu-geliyor/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/arilar-oluyor-dunyanin-sonu-mu-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 20:48:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[“Keneler artıyor, arılar ve balıklar ölüyor, ektoparazitler yayılıyor, Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin ardından, Türkiye sıtma tehditi altında.” Küresel ısınma ile artan hava sıcaklıkları ve salgın hastalıklar ne anlama geliyor? Prof. Dr. Levent Aydın’a sorduk. Einstein&#8217;ın söylediğine göre arılar yok olduğunda insanların en fazla dört yıl yaşayabiliyor. Aldığımız haberler gün geçtikçe arıların yok olup azaldığı yönünde. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Keneler artıyor, arılar ve balıklar ölüyor, ektoparazitler yayılıyor, Kırım Kongo Kanamalı Ateşinin ardından, Türkiye sıtma tehditi altında.” Küresel ısınma ile artan hava sıcaklıkları ve salgın hastalıklar ne anlama geliyor? <span id="more-62"></span>Prof. Dr. Levent Aydın’a sorduk.</p>
<p>Einstein&#8217;ın söylediğine göre arılar yok olduğunda insanların en fazla dört yıl yaşayabiliyor. Aldığımız haberler gün geçtikçe arıların yok olup azaldığı yönünde. Küresel ısınma, keneler, gelen olumsuz haberler geleceğimizden endişe etmemize sebep oluyor.  Küresel ısınma ile artan hava sıcaklıkları ve salgın hastalıklar ne anlama geliyor? Gelecekte bizi bekleyen tehlikeler neler?</p>
<p>Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Aydın&#8217;ın görüşleri şöyle:</p>
<p><strong>&#8220;İnsan sağlığı tehdit altında!<br />
</strong>Kenelerle mücadele sırasında özellikle şehir merkezlerinde yapılan ilaçlamaların Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına engel olması yönünde herhangi bir etkinliği yoktur. Bunun yanında yoğun ilaç kullanımı arılar başta olmak üzere balıklar ve doğanın dengesini sağlayan birçok yararlı artropodları da olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle kontrolsüz, gün içinde zamansız yapılan ilaçlamalar sadece bu canlıları değil insan sağlığını da tehdit etmektedir.</p>
<p><strong>“Arılar” ve “balıklar” ölüyor!</strong><br />
Örneğin, “deltametrin” gibi ilaçlar yoğun arı ve balık ölümlerine sebep olmaktadır. Arıların en büyük etkinliği ürettikleri bal, arı sütü, arı zehiri vb. ürünlerde değil,  tozlaşmayı ve bitkisel üretimi arttırmasıyla orantılıdır. Son yıllarda görülen arı ölümleri için birçok hipotez öne sürülmesine karşı küresel ısınmanın ve buna bağlı olarak bazı virus türlerinin aktivasyonu sonucu olduğu CCD &#8220;Koloni Çökme Bozukluğu&#8221; olarak isimlendirildiği belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Arı ölümleri %40’ın üzerine çıktı!<br />
</strong>Bununla birlikte baz istasyonları elektromanyetik kirlilik gibi olaylardan söz edilmesine karşın bu olayın birdenbire başlaması CCD “Koloni Çökme Bozukluğu&#8221; şüphesini daha ön planda tutmaktadır. Arılarda %5-10 civarındaki kış kayıpları bazı odaklarda normal olmasına karşın, geçtiğimiz yıllarda CCD “Koloni Çökme Bozukluğu&#8221; şüphesiyle arı ölümleri %40&#8242;ların üstüne çıkmıştır.</p>
<p><strong>Doğa kendini yenileyemiyor!</strong><br />
Bal arıları gibi bazı böcek türleri de çevresel ilaçlamalardan etkilenmekte, onların ölümleri ve yok olmaları doğanın kendini yenilemesine, bitkisel çeşitliliğin artmasına engel olmaktadır. Bu nedenle çevresel ilaçlamaların gerekliliği tamamen ortaya konduktan sonra yapılmalı, bu olgu iyice irdelenmelidir.</p>
<p>Geçtiğimiz yüzyılda ülkemizin de içinde bulunduğu kuşakta ortalama sıcaklık 0,80C artmasına karşın bu artışın 2100 yılına kadar farklı odaklarda 1,5 ile 4,5 0C daha yükseleceği bildirilmektedir. Küresel ısınma ile birlikte denizlerin su seviyesi de önümüzdeki 100 yıl içinde 47 cm artacaktır. Fosil yakıtlar, orman tahribatı ve doğal dengeyi hızla değiştiren büyük projeler (Assuan-Mısır,GAP-Türkiye,Trans Amazaon Otoyolu-Brezilya vb…) hayvan ve insan sağlığını tehdit eden birçok hastalık etkeni ve onu taşıyan artropodların yaşam alanlarını değiştirmesine ve genişletmesine neden olmaktadır. Birçok ektoparaziter etken bulundukları ortalama adapte olma özelliğine sahip olmalarına karşın 18-26 0C çevre ısısı %60-80 nispi nemde en ideal gelişme ve çoğalma şansına sahiptir.</p>
<p><strong>Ektoraparazitler yayılıyor!</strong><br />
Geçtiğimiz yıllarda Afrika’ya özel tropikal birçok ektoparazit küresel ısınma ile ekvatordan hem kuzeye hem de güneye yayılarak etki alanlarını genişletmektedir. Özellikle tropikal Afrika’ya göç eden kuşlar geri dönüşlerinde bu parazitleri yeni odaklara taşımaktadırlar. Ektoparazitler küresel ısınma sonucu yeni odaklara kolayca adapte olabilmektedirler ve taşıdıkları enfeksiyon etkenlerini yeni bölgelere yaymaktadırlar.</p>
<p><strong>Türkiye sıtma salgını tehditi altında!</strong><br />
Bugün dünyada yaklaşık 14 bin sinek, 1500 pire, 2000 bit ve 850 kene türü kan emme özelliğine sahiptir. Bunların birçoğu sadece kan emmekle kalmaz aynı zamanda hayvanlara ve insanlara virüs, bakteri, protozoon ve riketsia enfeksiyonlarını taşırlar ve böylece subtropik kuşağa enfeksiyonlar getirmektedirler. Küresel ısınmaya bağlı olarak içinde bulunduğumuz yüzyıl içinde Dünya Sağlık Örgütüne göre aralarında Türkiye, Azerbaycan ve Tajikistan’ında bulunduğu Avrupa ve bazı Asya ülkeleri sivrisineklerle taşınan sıtma salgını açısından ciddi tehdit altındadır.</p>
<p>Özellikle ülkemizin doğu ve güney bölgelerinde 1996 yılından itibaren su toplayan 11’e yakın baraj ile GAP projesi bölgenin ikliminde kalıcı değişikliklere sebep olmuş ancak bununla birlikte birçok vektör ektoparazit ve buna bağlı olarak sıtma, leishmania, lyme vb birçok hastalık hızla yayılışa geçmiştir. Artış insan ve hayvan sağlığını tehdit eden boyuttadır. Unutulmamalıdır ki bir sivrisineğin bir gecede 1 km. uçabilmesi için en az 6 defa kan emmek zorundadır. Bu da olayın ciddiyetini ve sıtma gibi hastalıkların hızla artışının sebebini açıklayacaktır.</p>
<p><strong>Ciddi salgın hastalıklara karşı hazırlıklı olmalıyız!</strong><br />
Son yıllarda ülkemizde görülen Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi gibi hastalıklar vektör kenelere bağlı olarak önce 1 vilayette görülmesine rağmen kısa sürede 20 vilayette görülmüştür. Yakın bir gelecekte birçok vektör hastalık küresel ısınmanın sonucu subtropik kuşakta yaygın ve ciddi problemlere yol açacaktır.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl Güney İtalya ve İspanya’da görülen tick-borne ensefalit (TBE) önemli insan epidemileri oluşması buna en iyi örnektir.</p>
<p>Ülkemizin Sağlık, Tarım ve Köyişleri Bakanlıkları ile Araştırma Kurumlarımızın ilgili bölümleri önümüzdeki yıllarda küresel ısınmaya bağlı olarak ciddi salgınlara karşı hazırlıklı olmak zorundadır.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.iyibilgi.com/">www.iyibilgi.com</a> <span style="color: #ff0000;">özel</span> Nihal Doğan</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/arilar-oluyor-dunyanin-sonu-mu-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domatese Yapılan Zulüm</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/domatese-yapilan-zulum/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/domatese-yapilan-zulum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 20:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gen Teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Domates mühendisleri her mevsim domates yiyebilmemiz için uzun zaman önce kolları sıvamışlardı. Şimdi de, istediğimiz şekilde, renkte ve hatta “virüssüz” domates üretmeyi başardılar. “Mirella F1” çıktı, müjdeler olsun! Mirella F1! Formula yarışlarındaki bir arabanın ismi değil, domatesin ismi! Hangi anne çocuğuna, ismi Mirella F1 olan bir domates yedirmek ister diye düşünürken, endüstrinin diğer domates tohumlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Domates mühendisleri her mevsim domates yiyebilmemiz için uzun zaman önce kolları sıvamışlardı. Şimdi de, istediğimiz şekilde, renkte ve hatta “virüssüz” domates üretmeyi başardılar. “Mirella F1” çıktı, müjdeler olsun!<span id="more-77"></span></p>
<p>Mirella F1! Formula yarışlarındaki bir arabanın ismi değil, domatesin ismi! Hangi anne çocuğuna, ismi Mirella F1 olan bir domates yedirmek ister diye düşünürken, endüstrinin diğer domates tohumlarının isimleri daha da çarpıcı geldi. Domates tohumu üretimi hakkında biraz fikir verebilecek bazı isimler ve üreticileri şöyle:</p>
<p>TERMİNATÖR F1 (Hazera), M-19/M-16/M-09/M-79 (Agrotek), CORBUS RZ F1 (Rijk Zwaan), A &#8211; 105 F1 (Biar), PASCAL F1 (Syngenta)</p>
<p>Hangi şirket, hangi yöntemle üretim yapıyor, bu garip isimli tohumları nasıl üretiyor bilemiyoruz. Ülkemizde genleriyle oynanmış tohum satışı “yasak” olduğu için, bunların genleriyle oynanmamış tohumlar olduğuna inanmayı çok isteriz…</p>
<p>Dünyanın en büyük tohum üreticileri İsrail ve Fransa gibi ülkeler. Bu ülkeler, genleriyle oynayarak kısır tohumlar üretiyorlar. Bu sene ekiyorsunuz; ektiğiniz domatesin içinden çıkan tohumu bir sonraki sene tarlaya ekseni ürün alamıyorsunuz; çünkü tohumlar “kısır”.</p>
<p>Tohumların kısırlığını, insanların gittikçe kısırlaşmasıyla bağlantılı bulan Türk İnfertilite Vakfı Bilimsel Başkanı Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, 50 yıl sonra aile planlamasına gerek kalmayacağını, çoğu insanın kısırlaşacağını ifade etmiş ve herkesi organik gıdalar tüketmeye davet etmişti (<a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=29967">http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=29967</a>).</p>
<p>Gazetelerde çarşaf çarşaf müjdelenen “virüssüz” domates haberi gibi binlercesiyle çiftçilerimiz en değerli mal varlıklarını, atadan kalma tohumlarını elden çıkarıyorlar. Daha verimli, daha uzun süre dayanan, tornadan çıkmış gibi aynı şekilde domates yetiştirmek uğruna yerli çeşitlerimiz yok oluyor. Çitçi her sene daha fazla para ödeyerek endüstriden yeni tohum almak zorunda kalıyor; kendi tarlasına ektiği domatesin tohumunu bir sonraki sene ekemiyor. Ekse de hiçbir şey çıkmıyor.</p>
<p>Endüstri bir yandan bizim yerli tohumlarımızı kötüleyip, yerin dibine batırırken, bir yandan da bu tohumlarını alıp laboratuarlarına götürüyor. İçinden bir iki genini değiştirip, üzerinde oynayarak bu tohumu “patentliyor”. Artık o tohum da endüstrinin patentli malı haline geliyor.</p>
<p>Kışın, domates gibi yaz sebzesi yemeye ihtiyacımız yok. Vücudumuzun ıspanak, kereviz, pırasa, lahana, kırmızı pancar, şalgam, karnabahar, pazı, turp, havuç gibi kış sebzelerine ihtiyacı var. Hele şöyle sentetik kokulu, böyle parfümlü domates yemeye hiç ihtiyacımız yok. Biz kendi çiftçimizin dedesinden kalma tohumlarla yetiştirdiği “hakiki” domatesleri özlüyoruz.</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=46082" target="_blank">iyibilgi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/domatese-yapilan-zulum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazera Genetics&#8217;in Tohum Avı İptal</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/hazera-geneticsin-tohum-avi-iptal/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/hazera-geneticsin-tohum-avi-iptal/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 May 2008 20:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gen Teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[Hazera Tohumculuk ve Akdeniz Üniversitesi’nin birlikte düzenledikleri “tohum yarışması” iptal edildi. İptal gerekçesi olarak kamuoyu “önyargılarını” gösteren üniversite ikna olmuş görünmüyor. Hazera Tohumculuk Şirketi ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi&#8217;nin ortaklaşa düzenleyeceklerini duyurdukları proje yarışması Akdeniz Üniversitesi&#8217;nce iptal edildi. Üniversitenin web sayfasından yapılan yazılı açıklamada projenin kamuoyunda oluşan “yanlış anlaşılmalar” ve “önyargılar” nedeniyle ziraat fakültesi öğrencilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hazera Tohumculuk ve Akdeniz Üniversitesi’nin birlikte düzenledikleri “tohum yarışması” iptal edildi. İptal gerekçesi olarak kamuoyu “önyargılarını” gösteren üniversite ikna olmuş görünmüyor.<span id="more-54"></span></p>
<p>Hazera Tohumculuk Şirketi ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi&#8217;nin ortaklaşa düzenleyeceklerini duyurdukları proje yarışması Akdeniz Üniversitesi&#8217;nce iptal edildi. Üniversitenin web sayfasından yapılan yazılı açıklamada projenin kamuoyunda oluşan “yanlış anlaşılmalar” ve “önyargılar” nedeniyle ziraat fakültesi öğrencilerine ve ülkeye yararlı olamayacağı düşüncesiyle 22 Mayıs 2008 tarihi itibariyle iptal edildiği bildirildi.<br />
İptal kararı ile birlikte projenin sayfasının da yayından kaldırıldığı ve yerine söz konusu açıklamaya yer verildiği görüldü.</p>
<p><strong>&#8220;Hazera Trophy&#8221; projesi ne getiriyordu? </strong></p>
<p>Proje ile yerel çeşitliliğin sürekliliği için bir tür garanti oluşturmak için yerel tohumları her dönem toplamak ve yeniden kullanmak üzere dünyanın dev tohum üreticilerinden Hazera Genetics ve Türkiye&#8217;deki kuruluşu Hazera Tohumculuk ile Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi ortaklığıyla Türkiye&#8217;de yetişen yerel tohumların ziraat fakültesi öğrencileri tarafından toplanması öngörülüyordu.</p>
<p>Şimdi &#8216;ne güzel&#8217; diyebilirsiniz. Hatta bu proje ile ilgili kamuoyu &#8220;Yerel Tohum Toplama Yarışması Başlıyor… <strong>GETİR TOHUMU, GÖTÜR BİLGİSAYARI</strong> &#8221; adı ile duyurduğumuzda projenin ilk başta kimi olumlu tepkiler aldığı da görüldü. Ancak tehlikenin boyutu, iyi niyetimizden çok çok fazla idi.</p>
<p>Siteye gelen tepkiler ve site referanslı yapılan forum tartışmalarında insanlar, kaybolma tehlikesi olan tohumlarımızın toplanarak tespit edilmesinin öneminden bahsediyor ve de projenin bu amaca hizmet edeceği düşüncelerini dile getiriyorlardı. Ne var ki bu tepkilerin saf da diyebileceğimiz iyi niyetli tepkiler olduğu yazının devamında ileri sürülen gerçekler okunduğunda görülüyordu.  Anadolu&#8217;nun zengin çeşitliliği üzerinde yapılan kapalı kapı ardı pazarlıklar ve de ülkemizin zenginliklerinin talanı, uluslararası tekeller ve yerel ayakları ile çerçevesi çizilen biyolojik korsanlık&#8230;</p>
<p>Öyle ki bahsedilen proje, kaybolmaya yüz tutmuş yerel tohumların toplanmasından fazlası idi. Çünkü sadece toplama yetmiyor, toplanan sebzenin Latince ve yöresel ismi, yetiştirildiği bölge ve yayılma alanı, eğer varsa farklı kullanım amaçları, yörede ne kadar zamandır bilindiği ve yetiştirildiği, yok olma tehlikesinin bulunup bulunmadığı, tohum çimlenme süresi, tohum çimlenme yüzdesi, tohum ekiminden fide aşaması ve çiçeklenmeye kadar geçen süre, meyve bağlama tarihi, meyve üzerinde yapılan C vitamini, kuru madde değeri, meyve eti sertliği, raf ömrü, depolama süresi gibi veriler saptanması, bir rapor halinde proje koordinatörlüğüne ve poster halinde de proje değerlendirme komitesine sunulması da isteniyordu. Bunun için de en uygun toplayıcıların da işten anlayan, genç ve de dizüstü bilgisayarın hayalini kuran Ziraat Fakültesi öğrencileri olduğuna karar verilmişti&#8230;</p>
<p>Üstelik juri tarafından değerlendirilen projelerde birinci olana diz üstü, iki ve üçüncüye masa bilgisayarı hediye edileceği, fakültelerinde 1. olan tüm yarışmacıların danışmanları ile birlikte Antalya&#8217;da 5 yıldızlı otelde 1 hafta misafir edileceği belirtilerek projeye katılım da özendiriliyordu.</p>
<p><strong>Projenin iptal edilmesi tehlikeyi önlenecek mi? </strong></p>
<p>Hiç sanmıyoruz. Zira Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi&#8217;nin açıklamasında projenin yanlış anlaşılmalar ve önyargılar nedeniyle iptal edildiği belirtiliyor. Bir başka ifade ile Üniversite, proje esaslarını hala sahipleniyor. Sahiplenmekle de kalmıyor, kamuoyunda tartışılan iddiaların bir yanlış anlama ve de önyargı olduğunu düşünmeye devam ediyor.</p>
<p>Zengin yerli gen kaynaklarıyla, tarımsal biyolojik çeşitliliğimizle övündüğümüz Anadolu&#8217;muzun silahsız işgalini vurgulamak neden önyargı oluyor? Hazera, &#8220;yok olmaya yüz tutmuş meyve ve sebze tohumları&#8221;mızı neden toplamak istedi? Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Hazera Trophy projesinde ulusötesi şirketler grubundaki Hazera&#8217;nın tohum toplama, daha doğrusu gen kaynağı toplama işine neden ortak olmakta bir sakınca görmedi?</p>
<p>Neden bulunan en iyi bitki genetiğini almak suretiyle bunun geleneksel üretim yollarını kullanarak yenilikçi ticari türlerle birleştirilmesi için geliştirilen proje ile yerel zenginliklerimiz Hazera ıslah uzmanlarının eline altın tepside sunulmak istenildi? Proje tümüyle mi iptal edildi, askıya mı alındı? Kamuoyunun tepkisinin dinmesi mi bekleniyor?</p>
<p>Bu soruların açığa çıkarılabilmesi ancak Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile Hazera arasında yapılan protokolün ya da sözleşmenin kamuoyuna açıklanması ile mümkündür&#8230; Kamusal kimliği nedeniyle bu açıklamanın da Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nce yapılması gerekiyor.</p>
<p>Ekoloji Kolektifi olarak üniversite&#8217;nin projeyi iptal etmesini yeterli bulmadığımızı bildiriyor, Hazera ile yapılan anlaşmanın ayrıntılarını kamuoyuna açıklamak zorunda olduklarını bir kez daha hatırlatıyoruz.</p>
<p>Konu ile ilgili kamuoyunun endişeleri giderilemezse Ekoloji Kolektifi olarak çalışma yürüttüğümüz tüm platformların konu ile ilgili harekete geçireceğimizi ve de tüm yasal yolları kullanarak kamuoyunu gelişmeler ile ilgili aydınlatacağımızı bir kez daha bildiriyoruz…</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=69880" target="_blank">iyibilgi.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/hazera-geneticsin-tohum-avi-iptal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özel Sektör Nesli Tükenen Tohumların Peşinde</title>
		<link>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/ozel-sektor-nesli-tukenen-tohumlarin-pesinde/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/ozel-sektor-nesli-tukenen-tohumlarin-pesinde/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Feb 2008 20:00:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gen Teknolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[Geleceğin potansiyel tarım ambarı olarak görülen Türkiye, özel şirketlerin gözdesi haline geliyor. Devlet, tarım konusunda üniversitelere verdiği AR-GE desteğini çekerken, bir Fransız şirketi olan Hazera Tohumculuk, Akdeniz Üniversitesi ile ortak bir proje başlattı.Ziraat Fakültesi öğrencilerine Türkiye’de nesli tükenmekte olan bitkilerin tohumlarını toplatacak olan firma; yaptığı AR-GE çalışmalarıyla tüketicinin bundan beş yıl sonra neler yemek isteyebileceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geleceğin potansiyel tarım ambarı olarak görülen Türkiye, özel şirketlerin gözdesi haline geliyor. Devlet, tarım konusunda üniversitelere verdiği AR-GE desteğini çekerken, bir Fransız şirketi olan Hazera Tohumculuk, Akdeniz Üniversitesi ile ortak bir proje başlattı.<span id="more-49"></span>Ziraat Fakültesi öğrencilerine Türkiye’de nesli tükenmekte olan bitkilerin tohumlarını toplatacak olan firma; yaptığı AR-GE çalışmalarıyla tüketicinin bundan beş yıl sonra neler yemek isteyebileceğini öngörmeyi hedefliyor.</p>
<p>Merkezi İsrail’de bulunan Fransız şirketi Hazera, Türkiye’de nesli tükenmekte olan tohumları, Hazera Trophy Projesi kapsamında, ziraat fakültesi öğrencileriyle keşfedecek.</p>
<p>Türkiye’de kalifiye ziraat mühendisi yetiştirmek üzere, Akdeniz Üniversitesi’nde açtığı Hazera Akademi, ilk mezunlarını verdi. Türkiye’nin tarım potansiyeline güvenen şirket, Hazera Trophy Projesi ile de ziraat öğrencilerine yarışma yoluyla, tükenmekte olan bitkilerin tohumlarını bulmaları için fırsat sunacak.<br />
Yenilikçi ıslah yöntemleri, sebze ve hibrit tohum üretimi ile pazarlama konularında faaliyet gösteren Hazera Tohumculuk, yaptığı Ar-Ge çalışmalarıyla, tüketicinin bundan beş yıl sonraki yeme eğilimlerini öngörmeyi de hedefliyor.<br />
<strong>‘Türk tarımına güveniyoruz’</strong><br />
Hazera Tohumculuk Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Robert Sevil, Türk çiftçisinin hayatında farklılık yarattıklarını söyleyerek; Çin, ABD, İspanya, İsrail ve Türkiye’de şirketlerinin olduğunu belirtti. Sevil, “Şirketlerin toplam cirosu, 660 milyon Euro. Sebzede ise 1.3 milyon Euro ciroya sahibiz. Cironun yüzde 25’ini AR-GE çalışmalarına ayırıyoruz. Türkiye’deki cironun bu yıl 7 milyon Euro olması bekleniyor. Geçen sene 3.5 milyon Euro’ydu” dedi. Hazera Tohumculuk Türkiye Genel Müdürü İsmail Özel ise 2 bin 500 çiftçiyle çalıştıklarını kaydetti.</p>
<p>Türkiye’nin tarım Tohum sektörü, 1980’li yıllara kadar tamamen kamuya bağlı iken, gerek IMF ve Dünya Bankası politikaları, gerekse yüksek tohum fiyatları nedeniyle, bu alandaki AR-GE çalışmaları yavaş yavaş özel sektörün eline bırakıldı. Hibrite 100 milyon dolar harcıyoruz Türkiye’nin de dahil olduğu birçok ülke, hibrit tohumlarını ABD, Hollanda, Fransa ve İsrail gibi ülkelerden ithal ediyor. Hibrit tohum ithali için ise Türkiye 100 milyon dolar para harcıyor.</p>
<p><a href="http://www.gaste.com.tr" target="_blank">Gaste</a>, 13 Mayıs 2008</p>
<p>SEDA BAŞTUĞ<br />
seda.bastug@gaste.biz</p>
<p><strong>Bayram değil, seyran değil?</strong></p>
<p>Çoğu tarlamızda yabancı tohum şirketlerinin ürettiği tohumlar ekiliyor. Bu tohumların kilosu altından bile pahalı ama kısır. Yani bir sene ekiyorsunuz, bundan çıkan tohumu ektiğinizde hiçbir şey çıkmıyor. El mahkum, yabancı şirketten pahalı tohumları tekrar tekrar alıyorsunuz.</p>
<p>Bu yabancı tohumların satılabilmesi için çiftçilerimizin kendi tohumlarını ayırma geleneği yok edildi. Daha fazla ürün veriyor, daha dayanıklı oluyor denerek çiftçimize yabancı tohumlar pazarlandı. Çoğu çiftçimiz bu tuzağa kandı; atadan kalma tohumlarını kaybetti.</p>
<p>Oysa, o atadan kalma tohumları çok değerliydi. İçinde Allah vergisi şifalı özellikleri olan, lezzeti, kokusu yerinde ürünler alınıyordu bu tohumlarla. Geleneksel, doğal tohumdan büyüyen ürün, insanın bağışıklık sistemini sağlam tutuyordu ve daha az hastalanıyorduk. Bugün kısır tohumlarda şifalı özellikler yok. Koflar. Kof şeyler yiyen insanlar da kof.</p>
<p><strong>Tohuma patent</strong></p>
<p>Bir yandan da, tohumlar veya tohumların içlerindeki bazı genler yabancı tohum şirketleri tarafından sahipleniliyor. Yani, ticari patentleri alınıyor. Mesela sizin babadan kalma pembe domatesinizi yabancı bir tohum şirketi alıyor. Bunun tohumlarının veya bir geninin patentini alıyor. Sonraki senelerde siz babadan kalma tohumunuzu ektiğinizde, o şirketin malını para vermeden kullanmış (çalmış) sayılıyorsunuz. Kanunlar karşısında suçlu duruma düşüyorsunuz.</p>
<p><strong>Seçkinlere seçkin ürün</strong></p>
<p>Kitlesel tüketim için, şifalı özelliği olmayan, plastik kıvamında, sudan ucuz ve “kısır” sebze meyve üretiliyor. Veya kitlelere tavuk geni aşılanmış transgen domatesler yediriliyor. Bu kadar gen karmaşası içinde gelecekte insanın ve diğer canlıların genlerinde neler olabileceği kestirilemiyor.</p>
<p>Kendilerini seçkin sayan insanlarsa özel tarlalarında doğal tohumları ekip biçiyor, bunlarla besleniyorlar. Aydın Doğan’lar, Koç’lar sizin yediğiniz sebzeyi mi yiyor sanıyordunuz?</p>
<p><strong>Özel şirketler devri</strong></p>
<p>Burada devlet babanın payı yadsınamaz. IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla tarım bir yerlere sürükleniyor. Mesela, devlet üniversitelerde tarımla ilgili AR-GE çalışmalarını desteklemeyi bırakıyor. Tohumla ilgili TİGEM gibi kamu kuruluşları kapanıyor. Yabancı tohum şirketlerine kanunlar eliyle büyük yetkiler veriliyor. Çiftçimiz, özellikle küçük ölçekli üretim yapan çiftçimiz tohum şirketlerine oyuncak ediliyor.</p>
<p><strong>Doğal tohum en değerli mülkümüz</strong></p>
<p>Bizim yavaş yavaş kaybettiğimiz geleneksel tohumlarımızın değeri aslında küçük bir zümre tarafından gayet iyi biliniyor. Bu insanlar pazarlardan, köylerden doğal tohumlarımızı topluyorlar. Organize bir şekilde tohumlarımızla ilgileniyorlar.</p>
<p>Şimdi de Hazera, İsrailli bir Fransız şirketi olarak giremeyeceği köylerimize genç üniversite öğrencilerimizi salıyor. Elimizde kalan en değerli hazinemizi istiyor…</p>
<p><em>Yorum: İyibilgi.com &#8211; Arzu Aygen</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2008/haberler/ozel-sektor-nesli-tukenen-tohumlarin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
